Sevim Burak & Oyuncakları – Başak Ergil

SEVİM BURAK VE OYUNCAKLARI

Yazar gözüne kestirdiği bir gerçekliği ele alıp ona can vermek istediğinde içine ruh niyetine kendi özgünlüğünü üfler. Bu özgünlük ne kadar içtenlikle üflenirse ortaya çıkan edebiyat o kadar iyi edebiyattır. Türk ve Dünya edebiyat tarihi de kendi özgünlüğünü ve içtenliğini yeni bir gerçeklik yaratma uğuruna ortaya koymaya çalışan, başka deyişle, elindeki renkli oyun hamurlarını canlandıracak bir nefes için düşsel gücünü seferber etmeye uğraşan yazarlarla doludur.

Sevim Burak bu arayışı hiç yaşamadı. Uzun bir küskünlük ve duraksama döneminin ortadan kırdığı edebiyat yaşamının iki döneminde de böylesi bir telaşa hiç kapılmadı. Bunu yakınlarının tanıklıklarından, kendi edebiyatı üzerine kaleme aldıklarından ve mektuplarından görebiliyoruz. Sevim Burak oyunculuğun ne kadar ciddi bir iş olduğunu bilerek kendini yazma uğraşına adadı. Yazdıklarının bütün ağırlığına ve hacmine karşın hantallaşmamasını, kıvrak, esnek ve renkli bir üslup oluşturabilmesini oyunculuğuna borçludur. Anlatısında her an her şey olabilir. Dış dünyadaki bir antikacının vitrininde kimseye zararı olmadan durmakta olan bir eşya, sokaktaki bir araba, karşı apartmandaki falanca dairenin zeminden yüksekliği bir anda Sevim Burak öyküsüne girip başrolü kapabilir ve akılları karıştırabilir. İstanbul’un türlü halleri, etnik azınlıkları, çokkültürlü dokusu da, Afrika’da bir hastane koridorunun soğukluğu da kınından çıkıp okurun algı dünyasına saplanabilir.

Bugün Sevim Burak, okuruyla ve izleyicisiyle çok kolaylıkla iletişim kurmayı sürdürüyor. Kitaplarının YKY’den yeni basımları bir yandan sürerken, bir yandan Türkiye’nin dört bir yanında akademinin Türkoloji bölümlerinde Sevim Burak yapıtları yeni araştırmalara konu oluyor; yazarın oğlu Karaca Borar’a yazdığı mektupların 2009 yılında Beni Deliler Anlar adıyla yeniden gün ışığına çıkması ve Bedia Koçakoğlu’nun kaleme aldığı Aşkın Şizofrenik Hali: Sevim Burak adlı kitabın yayımlanması, Avrupa ve Amerika’daki birçok üniversitede Sevim Burak metinlerinin 20. yy kadın yazarları kapsamında ele alınması, yazarın farklı dillerde çevirilerinin yaygınlaşması, bir yandan Devlet tiyatrolarının, bir yandan alternatif özel ya da amatör tiyatroların Sevim Burak yapıtlarını sahnelemeleri, hatta Türkiye’de yaşayan yabancıların da yazarın yapıtlarını kendi dillerine çevirerek sahneye taşımaları kuşkusuz rastlantı değil. Son yıllarda hemen bütün edebiyat dergileri Sevim Burak’la ilgili yazılara daha çok yer verir oldular. Psikanaliz, edebiyatbilim, sosyoloji gibi disiplinden bilim insanları onun yapıtlarına kendi pencerelerinden bakmaya çalıştılar. Sevim Burak, okurlarını, sanatçıları, araştırmacıları, tiyatro izleyicilerini yurt içinde ve dışında kışkırtmaya devam ediyor.

Yazarın ilk kitabı Yanık Saraylar‘ın yayımlanmasından neredeyse elli yıl sonra bu kadar kabul görür olması nedendir? Ulusal edebiyatların ve dönemsel edebiyat trendlerinin çok ötesinde yakalamış olduğu içgörüyle evrensel bir geçerlilik yakalamış olmasından mı? Kendisine yöneltilen eleştirilerde öne sürüldüğü gibi “anlaşılmazlık” yandaşı değildir Sevim Burak; yalnızca, yapay bir anlaşılırlık peşinde koşarak yazılarındaki sesin içtenliğinden ödün vermekten bilinçli olarak kaçınmıştır.

1966 yılında Yeni Dergi‘de yayımlanan “Hikâye ya da İmge ya da Tansık” başlıklı yazısında Sevim Burak, yazdıklarının yüzeysel teorik yaklaşımlarla anlaşılamıyor olmasından yakınır. Öykülerini nasıl yazıp bozduğunu, hatta öykülerinin kendilerini nasıl bozup çürüttüğünü anlatırken, yazmanın (yazmak onun için bir yap-boz’la uğraşmak gibidir) bir varoluş biçimi olduğunu gösterir. Asıl kaygısı anlaşılır olmak değil, kendi gibi olmaktır. “Yazarlık, benim insanlık gururumu kurtarabilme aracıdır […] İkinci bir kader gibi sığındığım hikâyelerim beni başkalarından saklar” der. İşte burada da bir saklambaç oyununu başlatır. Sevim Burak metinlerinde kimi zaman yazarın kendisi, kimi zaman bir gerçeklik, kimi zaman birbirinin içine girmiş iki ayrı öykü ya da uzayıp giden bir feryat kırık satırların, küçüklü büyüklü harflerin, puntoların, beklenmedik imgelerin arasında saklanır.  

Peki kim anlayacak, kim çözecek bu oyunlar silsilesini? Sevim Burak bu sorunun eşiğine geldiğimiz anda bizi kapıda karşılıyor ve yine oyunun bir parçası olarak “Beni deliler anlar” diyor… Sevim Burak’ın edebiyatını anlayacak kişi araştırmacı, edebiyatçı, eleştirmen olmayabilir. Onu en iyi anlayacak kişiler olsa olsa en oyuncu okurlarıdır…

Başak Ergil / 2010 Moda.

(Bu yazı Haziran 2010’da Vip Türkiye’de yayımlanmıştır).

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s